Karar-mış

13709662_1211411718901182_1980059573_o

Evimizin üst katlarıyla, bahçesiyle ilgileniriz de karanlık, nemli bodrumumuzu ancak bir boru patladığında şereflendiririz.

Dünya da bizim evimiz. Gözümüz yukarı da ya da bastığımız zeminde olup bitenlerde. Temelimiz ise korkuyla, felaketle ilişkilendirilmiş. Yerin altından fışkıran ateşe bakıp cehennemi oraya yakıştırmışız. Oysa bize can veren yerin altı; oradaki ateş.

Bu ateş ve onu çevreleyen kabuk, bir temel gibi yaşamı ayakta tutuyor.  İşin özünde bize yaşam veren bu temelin sağlamlığı değil, çürüklüğü. Yer kabuğu paramparça ve hareketli. Bu parçalar sürekli olarak birbirlerinin altında kayıyor, yeryüzünün birkaç bin kilometre altındaki yüksek sıcaklıklarda eriyor.

Erimiş kayalar yer kabuğunun zayıf noktalarından, yanardağlardan yeryüzüne çıkıyor. Yaşamımızı yaşama düşmanmış gibi gözüken bu kızgın dinamiğe borçluyuz. Yaşayabilmemiz için gereksinim duyduğumuz suyu, karbonu, mineralleri ve diğer maddeleri, yanardağların püskürttüğü lavlardan ve gazlardan sağlıyoruz. Bu gazlardan biri olan karbondioksit, güneş ışınlarını hapsedip atmosferi ısıtan bir sera gazı. Sürekli birikse, gezegenimiz Venüs gibi bir cehennem olurdu. Bu gazın fazlasını, çökeldiği kabuk katmanlarıyla birlikte geri götüren işte bu oynak, çürük temelimiz.

Bizdekinin tersine ”temeli sağlam” olan Mars, atmosferi yeterince karbondioksitle beslenmediğinden derin dondurucu misali soğuk. Bu nedenle fazla sallanmadıkça, ateş ve dumana boğulmadıkça aklımıza gelmeyen bodrumumuzu, feneri elimize alıp biraz daha aydınlatmamız gerekiyor.

Tıpkı içimize dönüp kendimizle yüzleşmemiz gerektiği gibi…

—-

Klasik post-modern girişlerimden biri değildi bu sefer okuduklarınız öyle değil mi? Bence değildi en azından. Kötü olarak adlettiğimiz tüm sıfatlarla yüzleşeceğiz bu sefer. Kendi şeytanlarımızı avlamak yerine kucaklayacak ve ölüme doğru yürüyeceğiz. Hazır mısınız?

Hazır olmaktan mı korkuyorsunuz? Korkmayın. Zamanı geldiğinde, bir gün her şey için hazır olmuş olacaksanız. Şuan bu satırları okurken de hazırsınız. Her zaman hazır oldunuz, sadece bunu kendinize kabul ettiremiyordunuz.

Neye mi hazırsınız? En dibe vurmaya hazırsınız artık. Sahi söyledim ya şeytanlarımızı avlamayacağız. Eğer onları avlayacak olsak asla ama asla dibe vuramayız. Biz dibe vurmak için buradayız. En kötü anılarımızla, en kötü özelliklerimizle, korkularımız, utançlarımız, vahşetimizle yüzleşmek için buradayız.

Birazdan dile getirecekleriminden hiç hoşlanmayacaksınız. Beni sadist olmakla suçlayacak, kendimi beğenmiş başkalarına ahkam kesmekten hoşlanan biri olarak göreceksiniz. Gözünüzde nasıl bir insan olduğumun ”benim’‘ için zerre önemi yok. Beni nasıl görüyorsanız bilin ki aslında kendinizi görmeye başlayacaksınız.

Ben gözüm.

Şimdi ise ayna.

Hazır mısınız?

Bana en utanç duyduğun anı fısılda. Söyledim, ben bir aynayım artık. Yavaşça yaklaş ve bana en utanç duyduğun o anı anlat. Neden utandın? Hayır, neden utandığını soruyorum. Sana başkaları tarafından yüklenen ”utanç” kavramı yüzünden bana utanmış olduğunu söylemeni kabul etmiyorum. Senin için utanç ne? Neden utanırsın? Bir insan neden utanır?

Sorularıma cevap vermeden şimdi bana korkularından 3 tanesini sıralamanı istiyorum. İyi düşün. Eğer daha diplere gittiğimizde bu 3 korkudan daha güçlü korkularla karşılaşırsak geri dönüşümüz olmayacak.

Bana cevapları fısıldamadan önce son sorumu not et. Şimdi ise en mutlu ve en mutsuz anlarına yoğunlaşacağız. Eğer aklına en’ler gelmiyorsa mutluluk ve mutsuzluk kavramları üzerine düşünmeni istiyorum. Mutluluk ve mutsuzluk nedir bana bunları tanımlamalısın.

—-

Hayal kırıklığı…

Kelimenin tam anlamı ile hayal kırıklığısın. Sana benden başka bunu söyleyen oldu mu? Olmadı mı? Yazık. Ama sana katıldığım bir nokta var: Kendini yetersiz hissetmen.

O kadar yetersiz ve acizsin ki her zaman tüm başarısızlıkların ve korkuların adına başkalarını suçlamışsın. Aileni, arkadaşlarını, karşı komşunun köpeğini, devleti, parasızlığı vs vs vs. Listen o kadar uzun ki tenezzül edip okunmaya bile değmez!

Daha kendi başına kelimelerin anlamlarını ifade edemezken bana en utanç duyduğun anı anlatabiliyorsun. Utancın ne demek olduğunu anlayamayacak kadar naif ve nazlısın. Hayatın boyunca birileri senin için belirli kararları vermişken neden hayatının içine de mana yüklemesin ki, değil mi? Kıçını kaldırıp, elini taşın altına sokmaktansa başkasının elini tercih ediyorsun.

Karşı koyma. Hayatın boyunca bu böyle olmuşken, aksini iddia etme. Ben bir aynayım unuttun mu? Benim vazifem seni ”olduğun” gibi yansıtmak.

Gerçekler acı mı geldi? Daha fazla bu saçma sapan satırları okumak istemiyor musun? O zaman sağ üst köşeden çarpıya basmanın tam zamanı zira daha da derine gidiyoruz.

Buraya kadar kalanlar, devamına hazır mısınız?

Düzenbaz bir insan olduğunu kabul etmemek tam da sana göre bir şey. Sen ve senin sözde beyaz yalanların.

”Bir insanda aradığım en önemli özellik dürüst olması.”

Hah! Bingo! Yalanın dik alası! Sen, daha kendine karşı dürüst olamıyorken, başkaları sana karşı dürüst mü olacaktı? Vah benim içi zift bağlamış kendim. Ah zavallı can çekişmelerim.

Korkularından kaçarken başkalarının korkularını kullanmaktan çekinmediğini, söyleyebilir misin?

İncitilmektense, incitirim demiyor musun? Diyorsun, Demezsen neden insanlar işin sonunda öfke ya da hüzünle sana sitem etsin? Her insan illa belirli kalıplarda başkalarını incitmez. Belki de sen görünmez iplerle onların boynunu kesiyorsundur.

Başkalarının mutsuzluklarından mutlu olduğunu dile getiremeyen bir dilin varken, kalbin bunu kabullenemiyorken hala daha nasıl olur da yaşadığından, var olduğundan bahsedebilirsin? Yok, hayır, bunu kabullenemiyorum.

Böyle bir var oluş beni sınırlandırıyor. Böyle var olacaksam şayet var olmamayı, yok olmayı seçiyorum.

Tıpkı yer kabuğundaki çatlaklar gibi içimdeki çürüklere minnet duyuyorum. Yaşamıma düşmanmış gibi görünen bu zincirleri kesmek yerine onları var gücümle bileklerime eskisinden daha sıkı bir şekilde doluyorum. Sizde dolayabilir misiniz? Bir parça cesaret ile bana eşlik edin.

Gözlerimi kapatıyorum ve yok olmayı tercih ediyorum. Ruhuma sıkı sıkıya bağladığım zincirleri de benimle beraber götüreceğim bu sefer. Bu sefer onları da ruhumdan tamamen özgür kılacağım ve yeniden doğduğumda bu sefer, bu sefer kendim olacağım.

                                                                          ”Yıkım, bir çeşit yaratımdır.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s