Uyuş-muş

tumblr_mvgss9pg2o1rzdq64o1_r1_500

İlkokul zamanlarında yere düşürdüğümüz kurşun kalemler vardı. İçleri kırılırdı. Ne kadar açarsan aç, yazamazdın onlarla. Bence hepimiz hayatımızın bir yerinde öyle kırıldık. Birileri bizleri yere düşürdü ya da bilerek attı bilemiyorum, sonra da kırıldığımız için bizden vazgeçti. Oysa biz insandık, makineleşmeden önce. Tamamen makine olmadık, olmazdık ve olmamalıydık da ama kendimizi toparlayamayacak kadar makineleştik. Oysa herkesin bir noktaya kadar birbirine tolerans göstermesi gerekiyordu, biz insandık ve karşımızdakinin sinirlenmeye hakkı olduğu gibi bizim de kırılmaya hakkımız vardı. Sonra geceleri şiirlerin son dizeleriyle aldattık, şiirleri şarkıların mısralarıyla, şarkıları kitapların paragraflarıyla aldattık. Kitapları başkalarıyla, onları da kendimizle aldattık. Önünde sonunda, biz hep kendimizi aldattık. O kadar acıtıyordu ki o kesikler biz de bizi hiç aldatmayanları aldattık.

Bir şeylere üzülüyorum. Belki de aldatılmışlıklara, aldanılmışlıklara. Emin olamıyorum. İçimde bir parça uyuşukluk var. Bir şeylere üzülüyorum. Kimseye de söylemiyorum, basit ifadelerle kapatıyorum konuyu.

Oysa canım öylesine sigara içmek istiyor ki bazen. Önümdeki bardaktan viskinin sarımsı ışıltısını görmek istiyorum duman altı olmuş bir odada. Ama biliyorum ki benim için sigara içmek ölmek demek. Eşdeğer şeyler.

Bir şeyleri bu aralar fark ediyorum. O yüzden bu kadar gerginim bazen. O yüzden böyle uysalım. “Pekala” deyip geçiyorum…

Acınacak haldeymişim ben. Yapacak işlerin arkasına saklanmışım. Ama neyden saklanmışım? Çekmem gereken acı ne? Vazgeçmenin acısı mı? Hayır, hiçbiri değil. Çekmem gereken acı sadece acıyı hissediyor olabilmem. Gerçekten kendimi yanında mutlu hissettiğim insanlara fark ettirmeden avuç içlerime geçiriyorum tırnaklarımı. Geçiriyorum ki aci baki kalsın. Çünkü gerçekten de mutlu olduğum o anı benimle paylaşanlar da benim gibi. Sarılmak istiyorum ağlayarak.

‘’Seni anlayabiliyorum. Anlamakla da kalmıyorum, hissedebiliyorum.’’ demek istiyorum sessizce fakat yapamayacak olmamın gerçeği ile ‘pekala’ maskesinin ardına saklanıyorum.

Cümleler cümle bile değil biliyorum ama gerçekten dağılan insanlar bu hale geliyorlarmış. İfade edemiyor, yazamıyorlarmış. Esrar çekip, içki içip, ilaçlara bağımlı olup hayatlarını duman altı yerlerde heba eden insanlar böyle başlıyorlarmış demek ki.

Bir parça bir şeyler hissedebilmek istiyorum yeniden.Birinin sevgisine kendi sevgimden daha fazla güvenebilmek istiyorum bir kere de olsa. Neler olacağını biliyorum işin sonunda ya neyse. Varsın bir kez daha içimde büyüyen insanlar, uçan kuşlar, sonsuz denizler varken; bir paçavra gibi ortada kalayım hissizleşmiş bir halde.

Bir gece oturalım karşılıklı. Gözlerimiz buluşsun. Hayat seni çok acıtmış, görüyorum. Nefes almak zor belki ama sana en çok yakışan yaşamak. Seni tanımasam bile, sana en yakışanı yaşamak. Yaşamak ve görmek, görmek ve gülmek, gülmek ve hissetmek, hissetmek ve… her neyse, tamamlamaya gerek yok cümleleri. Biz bu konuşmayı hiç yapmayacağız biliyorum. Seni anlıyorum diyebilmeyi çok istiyorum ancak boğazım düğümleniyor, gözlerim doluyor her seferinde. Gideceksin, önceden gittiğin gibi. Ne denir ki gitmelerin arkasından? Gittiğin yer güzeldir diyeyim.

Kırılan kalemler gibiyiz demiştim ya neden bu kadar kırığız seninle biz?

Kırıklar yapışsa bile izlerinin kalması en kötüsü belki de. Ne olursa olsun, kırıkları yapıştırmak tek başına yapılacak iş değil. O kadar enerjisi yok insanın, tüm emekler bir anda tuzla buz olabilir…

Hep grinin tonlarında yaşardım, neden anılarımın çoğu kapkaranlık? En çok övündüğüm şey bu değil miydi? Grinin tonlarında yaşıyor olmak… Şimdi baktığım yerlerin rengine dikkat bile etmiyorum. Elimde bir bıçak, üstüm başın kan içerisinde yine. Neden sürekli öldürüyorum? Neden verdiğim zarar yetmiyor? Ölene kadar devam mı edeceğim yıkıp dökmeye? Zaten yaşamayı da severim. Çelişkilerle bu kadar dolu bir insan daha görmedim. Bıraksalar günlerce uyurum, uykuyu da sevmem hani. Dedim ya, çelişkilerin insanıyım ben.

Ne kadar çok sustum. Susunca anladı mı insanlar? Susunca anladı mı anlaması gerekenler? Bir de anlatma yeteneğimi kaybettim. Bu kadar salak bir zeki bulunmaz herhalde.

Gökyüzünden düşen her damla bir kadının gözyaşlarıymış. Ben de bayılırım yağmura. Kaç kişinin daha ağlaması gerek benim huzurlu olmam için? Bir de insanları ağlatmayı sevmem…

Nasıl hala yaşıyorum ben? Nasıl başarıyorum bu kadar defoyla?

Kendime sırf başkaları zarar veremesin diye mi bu kadar zarar verdim? Kimse yıpratamasın diye mi eskittim kendimi?

Reklamlar

2 thoughts on “Uyuş-muş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s