Dön-müş

İçim çok uzun zamandır böylesine tarif edilemez hisler yaşamamıştı. Bu yazıyı kaç kez karalayıp tekrar yazdım, kaç kez buruşturup bir köşeye attım kim bilir…

Her defasında kelimeler bir öncekinden daha yetersiz geldi, daha sığ, daha yarım, daha yaralı…

İlk değil bu durum, kelimeler ara sıra kifayetsiz kalır bende. Son da olmayacak biliyorum lakin yazıyorum; orada olduğunuzu, gözlerinizin kapanmadığını bilerek, ağlayarak, gülerek, kanayarak yazıyorum, yazıyoruz, yazacağız…

Sizlere sunabileceğim kelimelerim ve inancımdan başka bir şey olmadığını bilmenizi isterim. Bu eller mayhoş satırlara eğimlidir, senaryonun her zaman kötü sonunu bilir ve kahramanların hikayelerindense kötü adamları hayata getirir. Bu eller ki yakıcı Güneş’in altında kavrulur herkes gibi.  Ama gider yine de sıcak asfalta dokunur. Lime lime olur deri kavruk asfaltın üstünde. Yine de kaldırmam. İsterim ki dünyadaki tüm acılara eş değer olsun ellerimdeki yanıklar ve tüm acılar son bulsun. Dileğim aslında acının ardındaki boşluğu yok etmektir. Sevgi ile dolduramam bu boşluğu pek. Onun ile üzerini henüz çizemediğimiz, noktayı koyamadığımız bir hikayemiz var. Başka zamanlarda yazarım satırlarını. Belki bu hayata, belki başkalarına nasip olacak o son nokta. Duaları bu hayata kadir olmasından yana.

Boşluk diyordum… Boşluk…Ne tarif edilebilir neye benzediği ne de kelimelere dökülebilir hissi.  Adını bilirsin sadece, bir de neler çektiğini.  Boşluğun tam ortasına uzanırsın ve çokça gece ağlarsın orada.  Yanında sadece gökyüzü vardır. Uzanırsın, dokunmak istersin lakin korkarsın.  Onun ışıltısı altında sen pek de kirlisindir. Korkarsın ki senin içindeki zift karışacak sonsuz kubbeye, yayılacak dört bir yana… Korkarsın ki senin yüzünden bir daha göz kırpmayacak yıldızlar. Bir daha eve dönememekten korkarsın ve o içindeki ses seni yanıltacak tek kelime etmez. Öylece korkularınla bir başına kalırsın.

Korku öyle büyüktür ki nefes bile alamazsın Ay uyandığında. Sayfalarca yazarsın, sayfalarca boşluğu yazarsın. İstersin ki anlatabilesin, anlatacak kelimeleri bulabilesin. Ancak hep ıskalarsın.

Seni kimsenin anlamayacak olduğundan yakınırsın. Oysa sen de anlatamazsın kendini. Kelimeler yetmez, anlatamazsın işte; onlar da anlamaz. Açıklama yapmaya da dirayetin kalmamıştır. Çünkü bu ne yenidir ne de ilktir. Bu hep vardır, hep oradadır sadece sen yorulmuşsundur artık.

Boşluk daha da büyür, gökyüzünden daha da korkarsın, ellerin asfaltın içine daha da geçer ve en sonunda vazgeçersin…

Tam da vazgeçtiğin anda, tam o anda boşluğu tarif edebilmeye başlarsın. Ancak artık ne anlamı kalmıştır? Gökyüzü yoktur. Kelimeleri yazacak eller yoktur, satırlar kayıplardadır. Dahası bir başınasındır. Boşluğun büyük bir özlem olduğunu bilmek ama kendine bile anlatamamaktır artık geriye kalan tek derdin. Kabullenmek istemezsin, bu daha kolaydır çünkü. Zihnini meşkul edecek şeyler ararsın; çok okursun, çok dinlersin, çok koşarsın. Ne var ki bir türlü geçmez içindeki özlem.

Artık yavaş yavaş kendini bile hissedemediğin zamanlara gelirsin. Bir başınasın ya tüm gülüşler samimiyetsiz, tüm dokunuşlar soğuk ve tüm kelimeler manasızdır senin için. Kafanı kaldırıp gökyüzüne bakamazsın. En çok da bu acıtmaya başlar. Zifir karanlığa, soluk maviye dokunamamak… Tamamen bir başınasın artık, sen ve o koca boşluk, sen ve bitmek tükenmek bilmeyen özlem…

Kalemim ve kağıdımı ikinci kez orada kaybettin kendi karanlığının içinde çözünerek. İlkini hatırlaman biraz zaman alacak o yüzden ikincisinden bahsetmek istedim. Yaş dala bastığını bilir miydin yoksa bile bile mi lades dedin?

Ben… bilemiyorum.

Çok uzun zamandır aynı çizgilere bakıyorum. O zaman ne düşünüyordum? Özlem dışında hiçbir şeyi. Eve dönmek istiyordum lakin gökyüzüne bırak dokunmayı bakamadıktan sonra bir anlamı var mıydı?

—————x

Ben gökyüzüne geri dönmek istiyorum. Yakışır mıyım oraya? Yeniden parlayabilir miyim? Zifir karanlığın içindeki soluk mavi olmak istiyorum yeniden. Kendi ellerimle tenimi avuçlamak ve avazım çıkasıya bağırmak… Ölüm hazların en yücesi, gece ise ötesi. Hazzın ötesi nedir sahi? Ölümün ötesi nedir? Ölüm nedir? Gökyüzüne dönmektir bence.

Kapıdan içeri girdiğinde var olan ama bir yandan da var olmayan diyarları düşlemek. Kafanı yastığa koymak ve uyumak için dua etmek. İçini kanatmak, içini çok kanatmak ama en sonunda geri dönebilmek.

Sağ kaburga üstüm kaçamak bakışlar atar şuan gökkubbeye. Hala var gücüyle apaçık bakamaz. Ancak sol yanım ışıl ışıl. Elini uzatmış, ait olduğu yere dokunuyor. Sayenizde, sayemizde…

Tüm dönüşlerime,

Eve gidiyorum…

Reklamlar

3 thoughts on “Dön-müş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s